ANTİ-KÜRESEL HAREKETİHANGİ YÖN İLERLETEBİLECEKTİR?

 

Her ay yeni bir anti-kapitalist eylem yapılıyor. 11 Eylül olayının ardından bazılarının düşündüğü ve umduğunun aksine anti-kapitalist hareketin ölmediği AB’nin 16 Mart’ta Barselona’daki zirvesini protesto eden büyük katılımlı protesto eylemiyle kanıtlandı.

 

Barselona’da Avrupa Konseyi masasına kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, çalışanların ücretlerine ve çalişma koşullarına yönelik yeni saldırıları içeren çok önemli konular yatırıldı. 500.000 kararlı gösterici “Avrupa Birliği’ne ve Savaşa Hayır! Başka bir dünya mümkündür!” sloganı altında yürüdü ve anti-kapitalist hareketin taşıdığı muazzam potansiyeli bir kez daha göstermiş oldu. Gencinden yaşlısına tüm toplumsal kesimlerden insanlar bu büyük coşkunun bir parçası oldular.

 

Tartışmalardan biri de aslında varolmayan şiddet üzerineydi. Uluslararası medyanın çizdiği  resim kırılmış camlar ve taş atan göstericilerdi. İspanya’da,  pek çok olayda göstericileri provake ettiklerinden dolayı polise karşı genel bir güvensizlik duygusu hakimdi. Kargaşalık çıkarmayı, çevredeki bina ve mallara zarar vermeyi kapitalizme meydan okumanın en kestirme yolu sananlar ve bankalara ve ulusaşırı sermaye tekellerine ağır bir kin  taşıyan radikalize olmuş gençlik te dahil olmak üzere küçük gruplar bu kararlı %99.9lık kitlenin içerisinde izole kaldılar. Ne yazik ki eylem biçimleriyle polise destek olan bu Kara Blok’un eylemleri polisin ve devletin eline koz  verdi. Tekrar etmek gerekirse polisin bu tür eylemlerle hareketin içine sızarak, hareketin  meşruiyetini gölgeleme çabası çok açıktı. Hareketin kendiliğindenci karakteri gereği geçliğin önemli kesmini etkilemekten uzaktı. Eğlenceli yönleri, danslar,  kostümler, yaratıcı sokak tiyatrosu gibi unsurlar göstericiler üzerinde bu coşkulu atmosferin yaratılmasında açık kı önemli bir rol oynadılar. Oysa bu coşkunun daha politik bir tartışma ve içerikle derinleştirilmesi gerekirdi.

 

Demokratik Kitle Örgütlerinden, sendikalara, sosyal örgütlerden siyasal partilere kadar , 100 binlerce genç insan ve işçiler kapitalizme alternatif somut bir öneri arıyordu. Bu sorunun cevabı anti-kapitalist hareket içindeki önemli bir ayrılığı ortaya çıkardı. Çoğunluğun adlandırdığı gibi  hareketin ‘sözcüsü’ konumundaki Susan George, Noam Chomsky, Naomi Klein, Noreena Hertz geçmişte de çok açık söyledikleri gibi; daha sosyal ve demokratik bir pazar ekonomisiydi talepleri.  Bu ‘reformist’ler kapitalizme daha insalcıl bir görünüm vermenin uğraşındalar; reformları egemenlerden “rica” etmekteler.

 

Biz kapitalizmin ıslah edilemeyeceğine ama tümden ortadan kaldırılabileceğine inanıyoruz. Kapitalizmi sadece reforme etmeye çalışmak büyük kayıplara razı olmak demektir. Yeterince uzun bir zamandır bu sistem altında ; savaşlar, çevre katliamları, yoksulluk ve diğer toplumsal problemlerle yaşadık. İşçiler ve ezilenler bu global kapitalist sistemi, üretim araclarının ve zenginliğin kendi kontrollerinde olduğu demokratik bir sistemle değiştirmeleri gerekiyor. Anti-kapitalist harekete getirmeye çalıştıgımız ilerletici fikirlerimiz bunlardır.

 

 

 

 

 

 

Bart Vandersteene